Kadın giderken...

Kadınlar hep daha romantik. Sevdiği adamla bir ömür boyu mutlu yaşayacağı inancıyla evlilik imzası atar. Kadınlar hep daha anaç. Yeri gelir mutsuz da olsa, çocuklarını babalarından uzaklaştırmamak için devam eder, katlanır. Kadınlar hep daha sabırlı. Bir gün erkeğinin değişeceği, evliliğinin düzelebileceği ümidiyle yol almaya devam eder, kendi ümitlerini kendi besler. Kadınlar hep daha güçlü. Derdini anlatmaya çalışır, yardım almayı teklif eder, elinden gelenin fazlasını yapar.

Ama sonunda kadınlar da yorulur bazen, pes eder, gider.

Terk etmeye karar veren kadın, erkeğinin yaptığı hataları saymaya başladığı zaman uzun listeler çıkar ortaya.

“Benimle konuşmuyor, sanki konuşacak hiçbir şeyimiz kalmadı.”

“Benimle vakit geçirmek istemiyor, arkadaşlarını benimle olmaya tercih ediyor.”

“Ailesine karşı beni korumuyor, ezilmeme müsaade ediyor.”

“Benim yaptığım harcamalara çok müdahale ediyor, sanki ben boş yere para israf eden müsrif bir kadınım.”

“Çocuklarının babası değil sponsoru sanki, parayı verip kaçıyor”. Vs.vs….

Listeyi özetlediğiniz zaman genelde tek bir şikayette bütün maddeler toplanıyor;

“İlgisizlik”

Kadın severek evlendiği, birlikte her şeyi paylaştığı erkeğin zaman içinde ilk günlerin paylaşımlarından uzaklaşmasını anlayamıyor, tükenmeye başlıyor. Evliliğin ilk günlerinde her dakikasını yanında geçirmek için deli olan adamın, sonraları sürekli arkadaşlarıyla birlikte olmasını, başlarda günde üç kere sadece sesini duymak için ararken, ilişki eskidikçe aramak bir tarafa, kadın aradığında işteyken aranmasına homurdanmasını, hep sevginin bitmiş olmasına yoruyor. Evlilik öncesi kadınını herkesten koruyan, kollayan erkeğinin anne ve babasının yanında kuzuya dönmesini, karısı üzülüp gözyaşı dökerken karşı taraf olmasını iyi bir gidişe yoramıyor doğal olarak. Zamanla azalan sevgi sözcükleri, birlikte geçirilen zamanların azalması, yardım etmemesi kadında hep sevgiye, ilgiye açlık olarak birikiyor.

Bu hislere rağmen kadınlar çoğu zaman sabrediyor, azimle eski günlere dönmek için çabalıyor. Hele bir de çocuğu varsa, gerek çocuğuna ayrılık acısını yaşatmamak için, gerek tek başına geçim ve çocuk yükünü kaldırmayı göze alamayacağı için katlanıyor, kocasından gelecek ilgi için bekliyor, direniyor.

Sabrediyor, sabrediyor.. ta ki eşi bardağın taşmasına sebep olacak yeni bir hata yapana kadar. Bardağı taşıran bazen ihanet gibi, şiddet ya da yalan gibi büyük bir hata oluyor .Bazen de küçücük bir hata birikmiş tüm tepkileri ortaya çıkarıyor. Nihayetinde bardağı taşırmaya tek damla yetiyor.

İşte o zaman kadın içindeki bütün sevgiyi derleyip kenara kaldırıyor ve gitmeye karar veriyor. Onca zaman eşini uyarmaya çalışmak için sarf ettiği bütün cümleleri, yardım almak için yaptığı bütün önerileri, emeğini, anılarını geride bırakıyor. Susuyor. Artık kararını vermiş, ayların, yılların “acaba”larından sıyrılmış oluyor.

Bu defa erkek nereye tutunacağını bilmiyor, paniğe kapılıyor. Zaman içinde bir çok şeyi kabullenen, sineye çeken eşinin şimdi neden gitmeye kalktığını anlayamıyor bir türlü. Sevgisizlik, ilgisizlikle suçlanmasına anlam veremiyor bir türlü, çünkü daha düz düşünüyor çoğu zaman. Eşini sevmiyor değil, akşam nasılsa eve gelecek diye gün içinde telefon açmaya lüzum görmemiş. Her akşam birlikteler ya, bu sebeple hafta sonlarını eşiyle geçirmese de olur diye düşünmüş…..Ama bunların hiç biri eşini sevmediğinden değilmiş.

İşin özü, erkek mutluluğu sürdürmek için beslemesi gerektiğini, sevginin ilgi istediğini, özen beklediğini zaman içinde unutmuş gitmiş.

Bu defa erkek çözüm arayışına giriyor. Daha önce “ne gerek var” dediği tatilleri, baş başa yemekleri teklif ediyor eşine, birlikte yardım almayı, evliliklerini kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmayı öneriyor, sevgisini anlatmaya, ilgisini göstermeye başlıyor.

Ama nafile…. Kadın gitmeye karar vermiş bir kere.